20 Nisan 2009 Pazartesi

Arslan Malkoç Üzerine

M.NİHAT MALKOÇ

“Bâki kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş” demiş büyük divan şairi Bâki… Öyle değil midir? Hepimiz bir imtihan eri olarak gelmişiz bu dünyaya. İmtihanı bitiren çekip gidiyor sonsuzluk âlemine. Onun içindir ki arkamızdan güzel sözler söyletecek bir ömür yaşamalıyız. Lânetle değil, hayırla anılmalıyız ebediyete göçtüğümüz zaman. Böyle bir ömür geçirmek hiç de kolay değil ama bizler kolay olana değil, asil olana talip olmak mecburiyetindeyiz.

“İyi insan, iyi vatandaş” olmak olmalı en büyük gayemiz. Peki, kimdir “iyi insan, iyi vatandaş”… İyi insan her şeyden evvel, değerlerini ısrarla yaşayan ve yaşatan inançlı insandır. Yaptığı her işte adaleti ve doğruluğu kendine şiar edinendir iyi insan… “Mümin vakarlı ve yumuşak olur” hadisini kişiliğinin bir parçası edinendir. Böyle bir insan affedicidir, sabırlıdır, kusurları öncelikle kendinde arayandır, kalpleri incitmekten korkandır. Kalp kırmanın Allah’ın evini yıkmak demek olduğunu bilen ve bu şuurla hareket eden insandır iyi insan… Güler yüzlü, tatlı dilli olmak kişiyi diğer fertlerden ayıran üstün özelliklerdir. Dostlarını iyi ve kötü günlerinde arayıp soran, neşelerini paylaşarak çoğaltan, acılarını paylaşarak azaltan kişidir model insan… Bu sadece bizde değil, hemen her toplumda aynıdır. Zira doğrular genellikle her coğrafyada benzerlikler gösterir. İşte bu özellikleri karakterinde toplayan bir güzel insan olan Arslan Malkoç’tan söz etmek istiyorum bu yazımda.

Köprübaşı’nın yetiştirmiş olduğu değerlerden biridir Arslan Malkoç… 1962 yılında Trabzon’un Köprübaşı ilçesinin Güneşli Köyü’nde doğan Arslan Malkoç, o zamanlar köyde okul olmadığı için ilk ve ortaokulu Köprübaşı’nda okumuştur. Yani yağmur, kar kış demeden her gün kilometrelerce yolu kat etmek mecburiyetinde kalmıştır. Bu durum aslında bizim coğrafyamızda yaşayanların kötü kaderidir. Onun içindir ki bizim topraklarda yetişenler güçlü ve dayanıklı olurlar. Bu toprakların soğuğu, yağmuru ve kar’ı karakterleri çelikleştirir.

Daha sonra Trabzon Lisesi’nden mezun olan Arslan Malkoç, 1982 yılında başladığı Karadeniz Teknik Üniversitesi Fatih Eğitim Fakültesi Fizik Öğretmenliği Bölümünü 1986 yılında bitirdi. Öğretmen ordusunun bir neferi olduğu için fazlasıyla mutluydu. Fakat o zamanlar devlet az sayıda öğretmen istihdam ettiği için altı yıl boyunca öğretmenliğe girmek için devlet kapısında bekledi. Abisinin mobilya atölyesinde çalışarak geçirdi zamanını. Üç beş kuruş da nasiplendi bu işten. Zamanla mobilyacılığın inceliklerini de öğrendi.

Arslan Malkoç, özel sektörde üç yıl çeşitli kademelerde çalıştıktan sonra 1989 yılında bir kamu iktisadî kurumu olan Yem Sanayi Türk A.Ş. bünyesindeki Doğubayazıt Yem Fabrikası Müdürlüğünde göreve başladı. Burada kısa süre sonra Ticaret Şefi (Ticaret Müdürü) kadrosuna atandı. Doğubayazıt’ta beş yıl görev yaptıktan sonra Muğla Yatağan Yem Fabrikası’na tayin edildi. Yem Sanayii Türk A.Ş.’nin 1994 yılında Özelleştirme idaresince özelleştirilmesi neticesinde bir yıl Ankara’da Genel Müdürlükte görev yaptı. Daha sonra Başbakanlık Personel Dairesi Başkanlığınca Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Trabzon Köy Hizmetleri 11. Bölge Müdürlüğü’nde İdarî ve Malî İşler Şube Müdürlüğüne Şef olarak atandı.

Arslan Malkoç, 16 Mart 2005 tarihinde 5286 sayılı yasa ile Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatılıp İl Özel İdaresine devredilmesi neticesinde 24 Aralık 2005 tarihinde Trabzon Valiliğince İl Özel İdaresi Malî Hizmetler Müdürlüğüne atandı. 17 Kasım 2008’de de İl Encümen Üyesi olarak görevlendirildi. Üç çocuk sahibi olan Arslan Malkoç orta derecede İngilizce bilmektedir. Malkoç, sevilen bir sima olarak dikkat çekmektedir.

Arslan Malkoç, Güneşli’den benim kapı komşumdur. Yani biz aynı mekânlarda geçirdik çocukluğumuzu. İyi bir aile terbiyesi alan, dürüst, vatansever ve inançlı bir insan olan Arslan Malkoç; insan ilişkilerinde çok iyidir. Sıkıntısı olanın derdine derman olmak için çırpınan kıymetli bir dost simadır kendisi. Hoşgörülü ve merhametlidir, yüzü hep güleçtir. Herkesle iyi geçinen, münakaşaya girmeyen bir insan olarak tanıdım onu. En önemli özelliği işinde titiz olması ve görevinin gereğini hakkıyla yerine getirmesidir. Allah yolunu açık etsin.

21 Mart 2009 Cumartesi

Malkoçoğlu Ailesi

Malkoçoğulları, adı Malkoç Bey olan ve 1. Murat ve Yıldırım Bayezıt zamanında Balkan ülkelerine yapılan akınlarda görev yapmış,Türkmen kökenli bir akıncı beyinin soyundan gelen aile mensuplarına verilen addır. Malkoçoğulları 14. - 15. ve 16. yüzyıllarda Fatih Sultan Mehmet ve II.Beyazıt devirlerinde yaşamış ve özellikle Rumeli’de yaptıkları başarılı akınlarla tanınmışlardır.

Bilinen Malkoçoğlu Beyleri akrabalık bağına göre şu şekildedir.

Malkoç Bey

Sultan I. Murat ve Yıldırım Beyazid zamanının komutanlarındandır. 1389 yılında 1.Kosova savaşında sağ cenah okçu kumandanı olarak savaşmış bu savaşta oğlu Mustafa bey de sol cenah okçu kumandanı olarak görev yapmıştır. Tarih sayfalarında bu savaşta adı Hamidoğlu Malkoç olarak geçmiş olan Malkoç beyin Hamidoğulları Beyliğinin komutanlarından olduğu Hamidoğullarının Osmanlı devletine ilhakıyla Osmanlı devletine hizmete devam eden beylerden olduğu düşünülmektedir.1396 yılında Niğbolu savaşında Osmanlı ordusunun sol kanadında komutan olarak görev yapmıştır. Malkoç Beyin türbesi şu an Bulgaristan sınırları içerisinde bulunan Buryadadır (eski adıyla Malkoçova). Malkoç Bey'in Malkoçoğlu Mustafa Bey ve Malkoçoğlu Mehmet Bey adlarında bilinen iki oğlu vardır.

Malkoçoğlu Mustafa Bey

Malkoç Bey'in oğludur. İlk olarak 1389 yılında 1.Kosova savaşında babası Malkoç beyin sağ cenahta savaştığı orduda, sol cenah okçu komutanı olarak görev yaparak adını duyuırmuştur.Timur'un Anadolu'yu işgali sırasında Sivas kalesi komutanıdır. 1400 yılında Timur'un Sivası kuşatmasında 3.000 kişiyle 200.000 kişilik Timur ordusuna karşı kaleyi 18 gün yiğitçe savunan ve açlık ve susuzluğa dayanamayıp canlarının bağışlanacağı Timur tarafından vaat edildi ve kaleyi teslim etmek zorunda kaldı. Fakat Timur sözünde durmayıp kale teslim edildikten sonra bütün askerlerle beraber Malkoçoğlu Mustafa Bey'i de şehit etmiştir.

Malkoçoğlu Mehmet Bey

Malkoç Bey'in oğludur. Rumeli'nin fethinde babası Malkoç Bey ile beraber görev yaptığı düşünülmektedir. Türbesi Gebze’de olup 1385 yılında vefat ettiği bilinmektedir. Türbesi babası Malkoç Bey tarafından yapılmıştır. Genç yaşta babasından evvel vefat etmiş.

Malkoçoğlu Bali Bey

Fatih Sultan Mehmed Han'ın kurdurmuş olduğu, Enderun-ı Hümayün adlı Saray Üniversitesinde yetişen meşhur akıncı beyi. Sultan İkinci Bayezid Han devrinde Silistre Beylerbeyliği yaptı. Fevkalade cesur, sadık ve kabiliyetli bir kumandandı. Pek çok ve büyük hizmetlerde bulundu.Kendisi Silistre Beylerbeyi bulunduğu sıralarda isyan eden Eflak Voyvodasına karşı gönderilen Osmanlı ordusunda yararlıklar gösterdi. Yine aynı beylerbeyliği sırasında Macaristanda ordu sevkederek Varadin Kalesi ile diğer pek çok yeri zaptetti. Daha sonra Prut Nehrini geçerek Akkerman Kalesini ele geçirmek isteyen Buğdan Voyvodasını ordusu ile hezimete uğrattı. 1498 yılında 40.000 kişilik ordusu ile Lehistan üzerine akınlar yaparak Varşova şehrine kadar uzanmış ve büyük bir zafer kazanmıştı. Bu akınları sırasında tam 10.000 esir ve pek çok harb ganimeti ile dönmüştü. Bu ganimet ve esirlerden bir kısmını seçerek, Kethüdası Mustafa Bey ile Sultan İkinci Bayezid Hana gönderdi. Oğulları Ali ve Tur Ali Beyler de kendisi gibi cesur, silahşör ve kahraman idiler. Büyük oğlu Ali Bey, Sofya Sancakbeyliği yaptı. Küçük oğlu Tur Ali Bey ise, babasından sonra Silistre Sancakbeyliği hizmetinde bulundu. Sinan bey adında bir oğlu da Aydın sancakbeyliği yapmıştır. Hamza bey adındaki küçük oğlu da alaybeyi iken 1501 yılında genç yaşta şehit düşmüştür. Bali Bey 1514 yılında vefat etti.

Malkoçoğlu Ali Bey

Malkoçoğlu Bali Bey'in oğludur. Sofya sancak beyi olan Ali Bey de kardesi Tur Ali beyi gibi bu muharebede şehît düşmüştür.

Malkoçoğlu Turali Bey

Malkoçoğlu Bali Bey'in oğludur. Silistre sancakbeyi olarak görev yapmış, 1514 yılında Çaldıran Savaşı'nda bizzat Şah İsmail tarafından şehit edilmiştir.

Malkoçoğlu Damat Yahya Paşa

1501 yılında II. Beyazıt'ın kızı Hüma Hatunla evlendiğinde Bali bey adında oğlu vardı. II. Beyazıt'ın kızı Hüma Hatundan da Malkoçoğlu Ahmet Bey ile Malkoçoğlu Mehmet Bey olmuştur. 1480'de Bosna Beyi, 1481'de Rumeli Beylerbeyi, 1504 yılında Kubbe Veziri oldu ve 1506 yılında vefat etti. Bilinen 3 oğlu [[Malkoçoğlu Bali Bey]] (Silistre beylerbeyi olan Bali Bey en büyükleridir), Malkoçoğlu Mehmet Bey, Malkoçoğlu Ahmet Bey'dir. Bu komutanlardan aynı zamanda Yahyapaşazadeler diye bahsedilir.

Yahyapaşazade Malkoçoğlu Bali Bey

Malkoçoğlu Yahya Paşa'nın oğludur. Koca Bali Paşa şeklinde de anılır. 1495'de doğmuş olup, Kanuni Sultan Süleyman'ın yaşıtıdır. 2.nci Bayezitin kızı Aynişah sultanın kızıyla evlidir . Semendire sancakbeyi olmuş, 1521 yılında Belgrad'ın fethinde görev yapmıştır. Daha sonra Belgrad sancakbeyi ve Bosna Beylerbeyi oldu. 1526 yılında Mohaç Savaşı'nda çok üstün başarılar gösterdi. Budin'in (Budapeşte) ikinci beylerbeyi oldu. Vezir oldu. 1548 yılında vefat etti. Budapeşte'nin en büyük meydanının adı Osmanlıların Budapeşteyi kaybettiği zamana kadar Gazi Bali Paşa Meydanıdır. Mehmet Bey adında bir oğlu vardır.

Yahyapaşazade Malkoçoğlu Mehmet Bey

Malkoçoğlu Damat Yahya Paşa’nın torunu, Bali Beyin oğludur. Enderunda yetişti. Varat sancakbeyi oldu. 1563 yılında Kanuni'nin Zigetvar seferinde Gyula kalesini fethetmekle görevli Pertev Paşa ile beraber 59 günde kaleyi teslim aldı. Aynı yıl Babofça kalesini fethetti. 1567 yılında Lala Mustafa Paşa ile beraber Yemen'de savaştı. 1570 yılında Kıbrıs'ın fethinde Magosa kuşatmasında vurularak şehit oldu.

Gazi Kızan Mehmet Paşa

Malkoçoğlu Damat Yahya Paşa’nın oğludur. Gazi Sultanzade Mehmet Paşa şeklinde de geçer. Kanuni Sultan Süleyman'ın halasının oğludur. 1526'da Mohaç alaybeyi, 1527'de Semendire sancakbeyi, ve aynı yıl Belgrad sancakbeyi oldu. 1529'da 1. Viyana Kuşatmasında Bavyera'nın merkezi Regensburg ve Morova'nın başkenti Brünn'ü fiilen zaptetti. Çekoslavakya bölgesini işgal etti. 1530'da Andrea Doria'nın işgal ettiği Mora'daki Koron kalesini geri aldı. Aynı yıl Budin'i kuşatan Alman mareşalini yendi. 1531 yılında Avusturya akınında 15.000 esirle geri geldi. Peç'i Almanlardan geri aldı. 1535'de tekrar Semendire sancakbeyi oldu ve 8 yıl görev yaptı. 1537 yılında Vertizo Savaşı'nda 45.000 kişilik Alman ordusunu imha etti. Bu zaferde kardeşi Yahyapaşazade Malkoçoğlu Ahmet Bey ile oğlu Şifalı Arslan Paşa da vardı. 1538'de Boğdan seferine katıldı. 1541'de Budin seferine katıldı. 1543'de ölen abisi Koca Bali Paşa'nın yerine üçüncü Budin Beylerbeyi oldu. 4.5 yıl görevde kaldı. 1566 yılında Budin'de vefat etti.

Yahyapaşazade Malkoçoğlu Ahmet Bey

Malkoçoğlu Damat Yahya Paşa’nın oğludur. İnebahtı sancakbeyi olarak bilinir. 1537 yılında Vertizo Savaşı'na katıldı. 1543'de Belgrad sancakbeyi oldu.

Şifalı Arslan Paşa

Yahyapaşazade Malkoçoğlu Mehmet Bey'in oğulları Arslan Bey ve Derviş Bey olarak bilinmektedir.
Arslan Bey, Şifalı Arslan Paşa şeklinde anılır. 1537 yılında Vertizo Savaşı'na katıldı. 1537'de Pojega sancakbeyi oldu. 1565'de Budin'in ondördüncü beylerbeyi oldu. Kendisi aynı zamanda şairdir. 1566 yılında Sokollu Mehmet Paşa'nın entrikalarıyla idam edildi. Ömer Seyfettin'in Kütük adlı hikâyesinde anlattığı Arslan Bey bu kişidir.

Derviş Bey

Malkoçoğlu Damat Yahya Paşa’nın torunu, Mehmet Bey’in oğludur. İsmi bilinmekle birlikte hakkında bir bilgiye sahip olunamamıştır.

Yavuz Ali Paşa

Malkoçoğlu soyundan son olarak bilinen kişidir. Çok cesur, fevri ve deli dolu biriydi. 1603 yılına kadar Mısır Beylerbeyliği görevini yaptı. Bu sırada 1603 yılında İstanbul'a çağırıldı ve sadrazamlığa getirildi. İlk iş olarak İran meselesini ele aldı. 1604 yılında Macaristan seferi sırasında Sofya'da rahatsızlandı. Belgrad'a ulaştığında da vefat etmiştir. Mezarı Yozgat'ın yerköy ilçesindedir.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org

SABRİ MALKOÇ

Sabri Malkoç 13 Mart 1919 günü Sürmene’de doğdu. İlkokulu Sürmene’de bitirdikten sonra Trabzon’da orta ve lise öğrenimini tamamladı. 1940-1944 yıllarında Ankara Ziraat Fakültesinde, Ziraat yüksek mühendisliği öğrenimi gördü.

Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.de değişik kademelerde çalıştıktan sonra 1981 yılında emekli oldu.

Sabri Malkoç’un yazdığı kitaplar;

“Meyve Ağaçlarının Aşılanması”, “Pratik Kavakçılık”, “Şekerpancarının Sulanması”, “Türkiye Şeker Sanayii ve Şekerpancarı”, “Cumhuriyetin 50. Yılında Şeker Sanayi”, “50. Yılda Türk Sanayi”, “Ziraat Mühendisliği Birinci ve İkinci Kongreleri”, “Malkoç Oğulları Seceresi”, “Trabzonlu Malkoç Oğulları” “Hasan Tahsin Kırali”

Sabri Malkoç, Mehmet Ali Malkoç ve Ayşe Kırali'nin oğludur.Seyyare Malkoç (Kasım Kurşunoğlu ve Şöhret Temelli'nin kızı) ile evlidir.

MALKOÇ OĞULLARI SOYAĞACI

İlk soyağacını hazırladığım 1967 yılından 2006 yılına kadar geçen 39 yılda doğan ve ölen kişileri, elde ettiğimiz yeni bulguları soyağacı ve kitaba eklemeyi akrabalarıma karşı bir görev bildim.

Doğum tarihleri bilinmeyen atalarımız için yaklaşık (tahmini) doğum tarihi koymayı yararlı gördük. Bunun için de pratik bir yöntem uyguladık. Soyağacında yer alan dede, baba, oğul ve torunların, bilinen doğum yıllarının yaş aralığını incelediğimizde, kuşaklar arası ortalama yaşın 25 olduğunu gördük. Böylece, 12 kuşak olan soyağacımız 300 yılı kapsamaktadır. Bu hesaplamaya göre, doğum yılı bilinmeyen atalarımızın doğum yılını yaklaşık % 90 doğrulukla koyduk. Bu şekilde geriye doğru giderek Kocaman Ağa’nın İkizdere ilçesi Cimil köyünde yaklaşık 1700 yıllarında yaşadığını saptadık.

7. bölümde, soyağacında yer alan isimlerle ilgili bilgiler yer almıştır. Özellikle doğum ve ölüm tarihleri ve yaşamları ile ilgili bulabildiğimiz bilgilere yer vermeye çalıştık. Malkoç’ların isimleri ile ilgili bilgileri açıklarken soyağacı şemasındaki isimlerin önüne konulmuş olan sayıları, kitaptaki isimlerin önüne de koyduk. Böylece kitaptaki isimlerin soyağacındaki yeri kolaylıkla bulunabilecektir.

Şimdi, İkizdere ilçesi Cimil Köyünde oturan Kumbasar’lardan Kocaman Ağa’nın Abdurrahman, Feyruz, Abdullah ve Mikdat adındaki dört oğlunun, amcalarının iki kızını kaçırıp Sürmene’nin Cimilit köyüne yerleşmeleri ile başlayan soyağacımızı yazalım.

Kardeşlerden Hacı Abdurrahaman (soyağacı no: 1) ve Abdullah (4) padişahtan aldıkları fermanla, Karacakaya, Aksu deresi, Madur Dağı, Gültepe (Kuçera) Küçükdere ve Polat Dağı ile çevrili dağlık araziye sahip olmuşlar. Osmanlı arşivindeki tapu kayıtlarında bu fermanın kaydı bulunmaktadır. Mekke’ye giderek hacı olan Hacı Abdurrahman (1) ve Abdullah (4) varlık ve nüfuz sahibi olmuşlar. Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemekle birlikte, 1730’lu yıllarda yaşadıkları hesaplanmıştır. Hacı Abdurrahman ömrünü Cimilit köyünde tamamlamıştır.

Hacı Abdullah (4) ise Yağmurlu (Cimilit) köyü yakınındaki Vizara (Ovalı) köyüne yerleşmiş ve burada ölmüştür. Molla Hamzaoğulları’nın Hacı Abdullah’ın soyundan geldiği söylenmektedir. Haci Abdullah da 1730’lu yıllarda yaşamıştır.

Kardeşlerden Mikdat Ağa (3) ise sonradan Petekli (Makavla) köyüne yerleşmiş ve orada ölmüştür. Bugünkü Körbekir Oğulları ile Pirağa oğulları ailesi Mikdat Ağa’nın soyundan gelmiştir. Mikdat Ağa da 1730’lu yıllarda yaşamıştır. Kardeşlerden Feyruz’un (2) erkek çocuğu olmamıştır.

Hacı Abdurrahman Ağa’nın (1) tek oğlu Mustafa’nın (5) Kamil (6), Molla Fettah (7) ve Terzi Ali (8) adında üç oğlu dünyaya gelir. Yağmurlu köyünde doğan bu üç kardeşten Kamil’in (6) de Kanca Mehmet (11), Kadı Ali (10), Molla İsmail (12) ve Malkoç Hasan (9) adında dört oğlu olur. Bu dört kardeşin her biri, birer kök aile olmuştur. Böylece, her kardeşin soyundan gelenler, o kardeşin soyadını (lakabını) kullanarak bugün dört büyük aile topluluğu oluşturmuştur.

Şimdi, bu dört kardeşin neslini yazalım. Ancak, bu dört kök aileden sadece Malkoç HASAN’ın soyundan gelenlere soyağacında yer vereceğiz. Diğer üç kök aile olan Kanca Mehmet , Kadı Ali ve Molla İsmail soyundan gelenler için üç ayrı soyağacı yapılması daha uygun olacaktır.

OSMANLI DÖNEMİNDE MALKOÇ OĞULLARI

(Sabri Malkoç'un kitabından alınmıştır)

Osmanlı İmparatorluğu döneminde padişahlar genellikle ordunun başında savaşlara katılırdı. Düşmana karşı yürüyen ordunun önünde, öncü (akıncı) birlikleri bulunurdu. Bu birlikler düşmanla ilk vuruşmaya girer, kaleleri işgal eder ve de silah depolarına saldırırdı.

Osmanlılar’ın savaşlarında “Malkoç” ya da “Malkoçoğlu” adını taşıyan çok sayıda akıncı kumandan görev almıştır. Şimdi bu kumandanları yazalım.

Padişah I. Bayazit (Yıldırım) Han, Avrupa devletlerinin oluşturduğu yüz bin kişilik Haçlı Ordusu karşısında altmış bin kişilik Türk Ordusuna kumanda ederek yaptığı Niğbolu Meydan Savaşı’nı 25 Eylül 1316 tarihinde kazanmıştı. Bu savaşta, Türk cephesinin sol kanadında, akıncı Malkoçoğlu ailesinin atası, kumandan Malkoç Bey, büyük kahramanlıklar gösterip Padişah Yıldırım Bayazıt’ın takdirlerini almıştı. 2005 yılında bilim adamlarımız, Bulgaristan’ın Gabrova ilinin Drayanavo ilçesine bağlı Malkoçova (Bourya) köyünde, akıncı kumandan Malkoç Bey’in türbesini buldu. Bu köyde bugün çoğunlukla Türk aileleri yaşamaktadır.

Akıncı Malkoçoğlu kumandanları daha sonra, Fatih Sultan Mehmet, 2. Bayazıt, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’ın ordularında da görev alarak destanlar yaratmışlardır. (Mufassal Osmanlı Tarihi, İskit Yayınları, sayfa 169)

Büyük Türk Hakan’ı Timur, doğudan Anadolu’ya girerek 9 Ağustos 1400 günü Sivas şehrini kuşatmıştı. Sivas Valisi Şehzade (padişahın oğlu), Süleyman Çelebi ile Karakoyunlu aşireti reisi Kara Yusuf, Timur kuvvetlerinin çokluğunu öğrenerek geriye çekilirken, şehrin savunmasını kale kumandanı Malkoçoğlu Mustafa Bey’e bırakmıştı (aynı eserde sayfa 186). Timur ordusunun şiddetli baskısına kale ancak 18 gün dayanabildi. Halkın istek ve baskısı üzerine Malkoçoğlu Mustafa, Timur’un huzuruna çıkararak barış istedi. Bunun üzerine Timur, Malkoçoğlu’nun hayatına dokunmayacağını ve kale teslim edilirse kan dökmeyeceğini bildirmekle beraber verdiği sözü tutmaz. Savunmacılardan 4000 kişiyi diri diri toprağa gömdürür. Birçok kadın ve çocuğa eziyet yaptırtarak öldürtür. Sadece kumandan Mustafa Bey’i serbest bırakır.

Daha sonra Mustafa Bey (Malkoçoğlu), ünlü Ankara Meydan Savaşı’na da katılarak Timur’a (Timurlenk) karşı savaşır. Ancak, Timur’a karşı savaşan Yıldırım Bayazıt ordusu yenilir. Esirler arasında Yıldırım Bayazıt’ın yanında Malkoçoğlu Mustafa Bey de vardır (20 Temmuz 1402).

1475 yılında ise Fatih Sultan Mehmet, Macaristan’ın Sezerem (Sirem) Ovası’na bir akın düzenler. Semendere hudut bölgesinde bulunan akıncı kumandanı Malkoçoğlu Bali Bey, padişahın buyruğu üzerine hücuma geçip Macarlar’ı mağlup ederek zengin ovaya sahip olur (aynı eser sayfa 522). Bali Bey’in bu başarısından dolayı Alacahisar sancağının yönetimi ek olarak kendisine verilir. 1479 yılında da Fatih Sultan Mehmet’in Erdel’e yaptığı akında Malkoçoğlu Bali Bey yine kumandanlar arasında bulunuyordu. Bu savaşta 3-4 kumandan ve binlerce asker şehit olur. Ancak Bali Bey kurtulmayı başarır.

1486 yılında Padişah İkinci Bayazıt zamanında, Silistre Sancak Bey’i Malkoçoğlu Bali Bey, Boğdan seferine görevlendirilir. Balkanlar’daki savaşlarda geniş deneyim sahibi olan Bali Bey, Prut Irmağ’ı üzerine köprü kurdurarak savaşa başlar. Sonunda düşman savaşı kaybeder (aynı eser sayfa 644).

1498 yılında Bali Bey’in kumandasında bir ordu Polonya’ya (Lehistan) akın eder. Bu savaşta Bali Bey küçük oğlu Tur Ali Bey’i öncü, büyük oğlu Ali Bey’i de artçı yaparak Polonya’da ilerlemeyi sürdürerek birçok şehir ve kasabayı alır.

Daha sonra padişah Yavuz Sultan Selim’in İran hükümdarı Şah İsmail ile yaptığı Çaldıran Meydan Savaşı’nda, Malkoçoğlu Bali Bey’in oğullarından Sofya Sancak Bey’i Ali Bey ile Silistre Sancak Bey’i Tur Ali Bey şehit olmuştur.

Kanuni Sultan Süleyman’ın Balkanlar ve Macaristan’da yaptığı savaşların tamamında görev alan, birçok kahramanlıklar ve zaferler kazanan Malkoçoğlu Kasım Bey, en son Viyana seferinde 12000 kişiye kumanda eder. Kasım Bey 13 Eylül 1532 tarihinde akıncı kuvvetlerinin başında iken padişahın Viyana yakınında Baden yöresine kadar ilerlediği sırada Kanuni Süleyman’ın İstirya yönüne döndüğünü öğrenince geri döner ve bir boğazda yapılan çarpışmada şehit olur.
Osmanlı orduları, Macaristan’ın başkenti Budapeşte’yi 1526-27 yılında işgal etti ve 1541-1686 yılları arasında Budapeşte Osmanlı hakimiyetinde kaldı.

Bu savaşlarda Osmanlı Ordusu’nun akıncı kumandanlarından Malkoçoğulları, büyük kahramanlıklar gösterip Budapeşte’de silinmez izler bıraktı. Macarlar, Malkoçoğlu kumanlarını unutamadığı için, Budapeşte’nin, “Peşte” bölümündeki bir caddeye “Malkoci” adını verip, caddenin başına Malkoci tabelası koymuşlardır. Türk kanı taşıyan Macar milletinin, Osmanlı’ların Budapeşte’de bıraktığı, yapıtları da koruyarak yaşatmaları çok asil bir davranıştır.

Osmanlı tarihinde, Balkanlar ile Orta Avrupa savaşlarında akıncılık ve kahramanlıkları ile ünlü Malkoçoğulları’nı konu alan birkaç roman yazılmıştır. Bazı romanlar da sinema filmi yapılmıştır.
Yukarda adı geçen Malkoçoğulları soyundan gelen kumandan Kırgızlı Mehmet Bey’e ait bir mezar Gebze’de bulunmaktadır. Bugün Zeytinburnu Mevlevihanesi’nin banisi olan Malkoç Mehmet Efendi’nin türbe ve külliyesi Yedikule Surlar’ı yöresinde bulunmaktadır. Kendisi Osmanlı ordusunda kumandan olarak başarılı hizmetler yapmıştır. Doğumu 1597 yıllarına rastlar.

Rusya’dan gelen doğalgaz boru hattı, Bulgaristan sınırından Türkiye’ye girerek Malkoçlar mevkiindeki istasyona ulaşır. Bu yer ismi, Malkoç kumandanlarının bir hatırasıdır.
Sürmene ilçesi köylerinde yaşayan Malkoç oğullarının yukarda açıklanan kumandan Malkoçoğulları ile bir akrabalığı olamaz. Ancak Osmanlı İmparatorluğu döneminde orduda kahramanlıklar ve çok yararlı hizmetler yapmış ve Malkoç adını taşıyan kumandanların torunlarının bugün çeşitli illerde yaşamakta olduğu da bir gerçektir.

Örneğin, Tokat, Sivas, Aydın, Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illeri ve kasabalarında oturan ve de Malkoç, Malkoçoğlu, Malkoçlar, Malkoça, Malkaç soyadlarını kullanan aileler mevcuttur. Bu Malkoç’ların da, Sürmene ilçesindeki Malkoç’larla akrabalık bağı bulunamamıştır.

SÜRMENE İLÇESİ MALKOÇ’LARININ TARİHÇESİ

(Sabri Malkoç'un kitabından alınmıştır)

Sevgili Malkoç’lar, yukardaki bölümleri Trabzon ve Sürmene’nin etnik yapısı, Trabzon Rum Krallığı, Pontos Krallığı, Trabzon’un fethi ve iskan konularında sizlere bilgi vermeyi ve olanları bilmenizin yararlı olacağını düşünerek yazdım. Şimdi sıra ana konumuz olan, Malkoç oğullarının tarihçesine geldi.

Malkoç oğullarının tarihi konusunda iki araştırma mevcuttur. Bu iki araştırmayı,
a. Kuman Türkleri ve Kumbasarlar ile
b. Şamlıoğulları ve Kumbasar’lar başlıkları altında yazacağız.

Birinci araştırmayı yapan Mehmet Bilgin’in “Doğu Karadeniz” adlı kitabında da belirttiğine göre Malkoç oğullarının kökü, Kuman (Kıpçak) Türkleri’ne dayanmaktadır. Onun için Kuman Türkleri’nin tarihini kısaca anlatmayı yararlı gördüm.

A- KUMAN TÜRKLERİ VE KUMBASAR’LAR

Kumanlar (Kıpçaklar) birçok boyun karışmasından oluşan ve Karadeniz’in kuzeyindeki bölgenin bozkırlarında yaşayan bir Türk kavmidir. M.S. 1050 yılında kurulan Kuman Devleti 1239 yılında Moğollar’a yenildikten sonra dağılmıştır. Bu süreçte batıya giden bir kol Macaristan, Romanya, Bulgaristan ve Bizans’ın Trakya ile Makedonya bölgelerine yerleştiler. Macaristan’a yerleşen Kumanlar’dan Borç boyundan olan 15 bin kişi papazların etkisi ile Hıristiyan olurken Romanya’ya giden Kumanlar’dan da Ortodoks olanlar vardı. Bizans’a yerleşenlerin bir kısmı Tımar hakkı alıp askeri görevlerde bulunmuşlar. Kumanlar’ın başka kolları da Moğollar’a katılmıştır. Kumanlar’ın diğer kolları ise Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu’ya ve Anadolu’nun Karadeniz sahillerine gelmişler. Kumanlar cesur, çalışkan ve savaşçı bir kavim olduğu için Macaristan, Bizans, Romanya’da ve Trabzon Rum Krallığı’nda paralı asker olarak da bulunmuşlar.

Askere ihtiyacı olan Gürcistan kralı Davit, Kumanlar’ı Gürcistan’a davet eder. Kumanlar Gürcistan’da 40-50 bin kişilik bir ordu kurarak Şirvan, Arran ve Doğu Anadolu’da İslam hakimiyetindeki toprakları 1122 tarihinde alıp Tiflis’i başkent yapar. Ayrıca Kumanlar, Türkmen ordusunu da 1124 tarihinde yenerek Çoruh Vadisi ile İspir Bölgesi’ni Gürcistan’a kazandırmıştır. Böylece Kubasar Beğ’in kumandasındaki Kuman ordusu sayesinde Gürcistan toprakları 6 yıl içinde birkaç misli büyüdü. Kazanılan topraklardan Ardahan, Göle, Oltu, Tortum, Şavşat ve Yusufeli bölgelerine de Kral Davit, Kuman’ları yerleştirdi. Bu süreçte Kuman’larla Kral Davit arasında bazı geçimsizlikler de oldu. Kral Davit (1080-1125) ve ondan sonra gelen Kral Dimitri (1125-1156) döneminde Kuman ordusu zaferden zafere koştuğu halde başkomutanlık görevi verilmiyordu.

Daha sonra Kuman komutanı Kubasar Beğ’in desteği ile 1177’de Kral olan III. Giorgi, Kubasar Beğ’i Gürcistan ordusunun başkomutanlığına atadı. III. Giorgi’den sonra tahta çıkan Kraliçe Thamar (1184-1214), baskılara dayanamayıp Kubasar Beğ’i, istemiyerek başkumandanlık görevinden aldı. Bunun üzerine, Kubasar Beğ üzüntüden felç oldu. Kraliçe Thamar Kubasar Beğ’in ölümüne kadar yardımlarını sürdürdü.

Araştırmacı Mehmet Bilgin’in yaptığı incelemelere göre bugün Rize, Artvin, Trabzon, Ordu ve Giresun illerinde rastlanan yer ve aile isimleri, Kumanlar’ın buralarda yaşamış olduğunu kanıtlar. Bu isimlerle ilgili örnekler vermeyi yararlı gördüm. Sürmene’de A. Çavuşlu (eski adı aşağı Kumanit), yukarı Çavuşlu (yukarı Kumanit), Of ilçesinde Kumanit köyü, Trabzon’da Yalıncak (Komara), Vakfıkebir’de Kaman Deresi Tirebolu’da Komanyurdu, Of ilçesinin Gürpınar köyündeki Kumandaş ailesi adı, Kumanlar’ın izlerini taşır. Yine Köprübaşı, ilçesinde Konuklar (Kalis) ve Bayburt’da Kabaçayır (Kaliskayar) köyleri, Kuman’ların Kalış oymağının adını taşır. Yine Arsin ilçesi Oğuz (Uz), Yomra’nın Özdil (Uzmesahur), Akçaabat’ın Cevizli (Guz) köyleri ile Sürmene’nin Yazıoba köyündeki Uz merası isimleri de Kuman’ların Uz oymağının varlığını kanıtlar.

Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki köylerin isimleri Türkçe’leştirilirken ne yazık ki yanlışlıkla bu eski Türk isimleri de değiştirildi. Bu bölgedeki Kumanlar’dan başka Sabirler, Çıklar, Bulgar Türkler’i, Kasarlar, Peçenekler, Çapanlar ve Karluklar gibi Türk boylarına ait köy ve yer isimleri de vardır.
Diğer taraftan Sürmene’deki Cordanoğulları; Trabzon, Artvin, Rize’deki Saralar; Artvin’de Terteroğlu; Borçka’da Borçoğlu, Konguroğlu; Rize, Trabzon, Ordu, Samsun’da yaşayan Şişmanoğulları, Demircioğulları, Uzunoğlu, Durutoğlu gibi soyadları Kuman boyunun alt kolu olan oymak isimleridir.

Gürcistan’da genel kurmay başkanlığına kadar yükselen ve sonradan hastalanıp felç olup ölen ünlü kumandan Kubasar Beğ’in in ailesi, Gürcistan’dan ayrılarak Rize ili, İkizdere ilçesinin Cimil köyüne yaklaşık 1400’lü yıllarda yerleşmiştir. Kubasar’lar zamanla çoğalarak büyük bir aile oluşturdular. Osmanlı döneminde Kubasar’ların başkanı Haci Memiş, Padişahtan aldığı fermanla (buyrultu) Tımar sahibi olurken çevredeki kabileleri de yönetmiştir.

Araştırmacı Mehmet Bilgin’in, arşivlerden elde ettiği bilgilere göre dağlık ve yaylak bir yer olan Cimil köyüne (Ortaköy, Başköy, Aşaköy adında üç mahalle) yerleşen Kubasar’lar, yukarda açıklandığı gibi, Kuman (Kıpcak) Türk’ü olan kumandan Kubasar Beğ’in soyundan gelmiştir.
Çok yıllar sonra, Cimil köyündeki Kumbasar’ların reisi Kocaman Ağa’nın dört oğlu amcasının iki kızını kaçırıp, Sürmene ormanları içindeki bir düzlüğe yerleşirler ve buraya Cimil’in küçüğü anlamına gelen Cimilit (Yağmurlu) adını verirler. Mehmet Bilgin’e göre Malkoç oğullarının soyu, Cimilit (Yağmurlu) köyüne yerleşen Kubasar kök ailesine dayanmaktadır.

B- ŞAMLIOĞULLARI VE KUMBASAR’LAR

İkinci araştırmayı yapan Cimilit köyünden Hoca İdris Sancaktar’ın Osmanlı Tarihi Arşivleri’nden elde ettiği bilgilere göre, Malkoç oğullarının kökü Şam’daki, Şamlıoğulları’na dayanmaktadır. Bugün, hayatta olan İdris Sancaktar Hoca’nın oğlu Müftü Hasan Şakir Sancaktar da babasından gelen bu bilgileri doğrulamaktadır. Şimdi bu araştırmayı anlatalım.

1146 yıllarında, kökü Selçuk Türklerine dayanan Şamlıoğulları (Benu Şami) kabilesi Şam’dan ayrılarak Halep yöresine yerleşir. Daha sonra Osmanlı ordusu Halep, Şam ve Şanlı Urfa bölgesini fethedince, Şamlıoğulları da Osmanlı’ya katılarak birçok savaşta yararlı olurlar. Daha sonraki yıllarda, Şamlıoğulları’nın reisi Emir Mahmut’un kumandasında bir grup savaşçı İstanbul’un fethine de (1453) katılarak Fatih Sultan Mehmet’in takdirlerini kazanır.

Trabzon Rum Kırallığı’nın fethinde de (1461) yine Emir Mahmut kumandasında, Şamlıoğulları savaşçıları görev alır ve Rize bölgesini fetheden ordu içinde bulunan Şamlıoğlu askerleri çok başarılı olur. Fatih Sultan Mehmet’in izni üzerine, Şamlıoğulları’nın bir bölümü, yaklaşık 1462 yılında Rize yöresine yerleşir. Buraya daha önce yerleşmiş Türk aileleri ile evlilik yapıp, sahilde Homruk adı verilen yere yerleşirler.

Rize sahilinin havası, Şamlıoğulları’nın sağlığına uygun olmadığı için dağlık ve yaylak bir yer olan ve Cimil adını verdikleri köyü kurarak yerleşirler. Zamanla büyük bir kabile oluşturup güçlenirler. Kabilenin reisi Hacı Memiş, Fatih Sultan Mehmet’den aldığı fermanla (buyruk) Rize yöresindeki kabileleri yönetmiş ve Tımar sahibi olmuştur.

Ailenin yönetim alanındaki kışlak ve otlaklara yöredeki alevi Kürtler zarar verince, onlar da Kürtlerin komlarını (evlerini) basmışlar. Sürekli baskınlar yapan Cimil halkına “Kombasar” adı takılmış. Zamanla bu isim “Kumbasar”a dönüşmüş. Bugün Cimil’de, Rize’de, İkizdere’de, Ankara ve İstanbul’da Kumbasar soyadını taşıyan birçok aile yaşamaktadır.

Kumbasar ailesinin ilk soyağacı, 1859 yılında Erzurum Hasankale doğumlu Hafız Cafer Tayyar Efendi tarafından Cimil’de yapılmış. Bu soyağacı 1969 yılında inşaat mühendisi Mehmet Ali Kumbasar tarafından Türkçe’leştirilmiştir. 2001 yılında ise elektrik teknisyeni Mustafa Kumbasar tarafından güncelleştirilmiş. Ancak, son olarak yapılan bu soyağacının açıklama kitabı olmadığı ve kuşakların yılları yazılmadığı için, hiç bir Kumbasar’ın, soyağacındaki yerini bulması olanaksızdır. Kocaman Ağa’nın yeri de bu soyağacında bulunamadı. Arapça ile yazılmış olan Kumbasar’ların ilk soyağacının bir örneği kitabımıza bilgi için ek olarak konulmuştur.

Yukarıda yer alan iki araştırmanın doğru olanı, ancak yeni yapılacak araştırmalarla aydınlığa kavuşabilir. Ancak gerçek olan, her iki araştırmada da belirtildiği gibi, Malkoç oğullarının kökünün Cimil köyündeki Kumbasar’lara dayanmasıdır. Kumbasar’ların yaşadığı Cimil köyünün adının, Sürmene ilçesindeki Cimilit köyünde bir mahallenin adına benzemesi ve Cimilit köyü mahallesinin Kumbasar adını taşıması, Malkoçlar’ın kökünün, kesin olarak Kumbasar’lara dayandığını kanıtlar.Kumbasar’ların başkanı olan Kocaman Ağa’nın kardeşi, yaklaşık 1700 yılında iki kızını başka bir aile ile evlendirmeye karar verir. Kocaman Ağa’nın oğulları Abdurrahman, Feyruz, Mikdat ve Abdullah (Soyağacı no: 1-2-3-4) bu evliliği istemezler ve amcalarına kin beslerler. Bunun üzerine Kocaman Ağa’nın oğulları amcalarının iki kızını alıp ormanların içinden Sürmene’ye doğru kaçarlar. Birkaç gün yürüdükten sonra yörenin en yüksek dağı olan Kacalak Dağı’na ulaşırlar. Bu dağda 3 gün kaldıktan sonra 10 km uzaklıkta, orman içinde gördükleri düzlüğe giderek yerleşirler. Geldikleri “Cimil” köyünün küçüğü anlamına gelen “Cimilit” adını koyarlar.